Sevgili Dünlük,
Artık domates ve patateslerin önünden geçerken,
kulağımda o iğrenç melodi yankılanıyor ve
ilkokul müsameresinde heyecandan altına kaçıran çocuklar gibi ezilip büzülüyorum:
“şişşkooo patatesss.. yarım kilo domatesss..”
(sanki daha dün yazmışım gibi,
sanki aylardır burayı ve sizleri hiç ihmal etmemişim gibi,
sanki öküzün önde gideni değilmişim gibi
yazmaya devam edersem,
sempatik olacağımı ve bana kızmayacağınızı düşündüm..
iyi etmişim değil mi? ;)
hem ben hamileyim..
hiç hamile kadına kızılır mı?
cık cık cııık!**
bkz. aşağıda: “hamilelik kozu”)
Şimdi böyle söylediğim için gene bana kızacak baban dünlük biliyorum..
Sen şişko değilsin, hamilesin diyecek..
Ama öyleyim işte..
Bildiğin şişkoyum artık!
Sadece 3G’nin (göt-göbek-göğüs) büyümesinden bahsetmiyorum..
Bildiğin bir kalınlaşma var..
Genel bir kalaslaşma hali..
Parmaklarım..
Belim..
Ayaklarım..
Ayak bileklerim..
Hatta burnum!
Burnum ulen!!
Hadi kulaklar felan şişse saçlarla maçlarla kapatırsın da,
yüzünün ortasında anacım..
Kabak gibi!
Hay sss.......
Ve lütfen..
Çok rica ediyorum..
Bundan sonra bir insana “burnu büyük” derken 2 kere düşünün sevgili insanlar..
Hamile felan olabilir yane!
Hayır..
Sıra neremin şişmesinde merak içinde beklemekteyim!
Usturuplu bir yer olsa bari..
Amen..
Bu kilo konusunda bir de alıngan oldum ki sorma..
Yağmurdan nem kapar vaziyetteyim..
Mesela, bir süre önce kendime yeni bir palto aldım..
Daha doğrusu almak zorunda kaldım..
Çünkü eskisinin içine girmem olanaklar dahilinde değil..
Hayır..
Hamile kalmadan önce teşhirci sapığın teki miymişim,
neymişim ben ya?
Hep mi dar giyinirmiş bir insan yahu?
Yok efendim..
Bir 36-38 beden tutturmuşum..
Üstü yok!
Böyle tiril tiril 1-2 parça, rahat bir eşofman..
I ıhhh.. Mümkün değil..
Herşey fit..
Herşey tüm kıvrımları ortaya çıkaracak şekilde..
Kısacası, pis bir insanmışım ben!
Neyse..
Dediğim gibi yeni paltoyu aldım..
42 beden!!!
Siyah beyaz..
Göğüsün altından bollaşan tipte..
Ya da üzerimde öyle duruyor..
Daha doğrusu artık ne giysem ayaklı vazo gibi görünüyorum..
Ya da yürüyen ters huni..
Veyahut ters durmuş dondurma külahı..
Veya ters üçgen..
Üffff..
Anlayın işte de daha fazla bunalmayayım..
İşte, geçen akşam halovin yani cadılar bayramı münasebetiyle
kendimizi caddelere attık..
Etrafta envai çeşitte kostüm giymiş,
önce şişenin,
sonra da kendi dibini görmüş çeşit çeşit insan..
Millet birbirini durduruyor, resmini çekiyor, laf atıyor felan..
Biz de 6 tip avare avare bakınırken etrafa,
yanımızdan geçen herifin teki benden yana bakıp
“aaaa penguen” demez mii???
Gözlerim dolu dolu,
höössstttt! diyerekten
adamın üzerine oturup onu boğmaya niyetlenmişken,
arkama bir baktım,
penguen kostümü içinde 3 süper seksi hatun..
İşte o an artık seksi bir penguen dahi olamadığıma mı yanayım,
yoksa şişko penguen olma ihtimalime karşı üzüldüğüme mi bilemedim?
Zaten artık pek de birşey bilecek halde değilim..
Nasıl mı?
Şöyle...
Hamile hanım kızlarımızın içinde büyüyen ve
halk arasında “bebek” olarak adlandırılan mahlukatlar,
aslında birer asalaktan farksızlar..
Kalsiyummuş, vitaminmiş, proteinmiş,
Allah ne verdiyse artık,
alıp götürüyorlar senden..
Sömür sömür sömürüyorlar yani hamile vatandaşı..
Zamanla beyine giden vitaminlerin azalmasıyla da
hamile kişisi bir süre sonra embesilleşmeye başlıyor..
Ebele übele üüüü şeklinde ortalıklarda şuursuzca konuşuyor,
2+2 gibi basit bir denklem için bile saatlerce mesai harcıyor,
“ben var senle gelmek” gibi taş devri cümleleri kuruyor,
ve “murat.. koyuyum da tur at! aha aha aha!”
gibi ilkel davranışlar sergiliyor..
Yani, hamile kadın için evrim teorisi tersine işliyor..
Müsebbibi de sömürgeç bebek kişisi..
Ancak kadınlığın doğasından mıdır nedir,
tüm bü mallaşmaya rağmen,
dişi kişisi bu durumundan da faydalanmayı ihmal etmiyor ve
“hamilelik kozu” dediğimiz şeyi sık sık kullanıyor..
Mesela ben en son gittiğimiz restorantta
oturduğumuz masayı beğenmeyip,
garsona en şirin ve acıklı bakışlarıma,
dudaklarımı uzata uzata,
ve elbette karnımı sıvazlaya sıvazlaya
“ama buraya balık kokusu geliyooooo”
demeseydim,
5 dk. içinde ağzına kadar dolu restoranttaki
en güzel masaya nasıl geçebilirdik?
Söyleyin heyhat!
Yani, kendisi için yapmış olduğum onca fedakarlığın karşılığında
yavrumu kendi çıkarlarım dahilinde kullanmış olmam
çok da adi bir tavır sayılmasa gerenk..
Di mi ama?
Neyse..
Bu konuyu daha fazla uzatmamakta fayda görüyorum..
Zira deneyimle sabittir,
hamile bir kadının hamileliğinden bahsetmesine
5 dakikanın üzerinde dayanabilen sadece 3 kişi var:
bebeğin babası, bebeğin anneannesi ve de başka hamile kişisi..
Bu üç kişilik kümenin dışında kalan insanlar
bir süre seni gerçekten dinliyorlar
ancak sonrasında seni dinlermiş gibi yapıp
kafalarının içinde nasıl yapsalar da seni öldürseler
adım adım onun planını yapıyorlar..
Hatta biraz daha uzattıysan durum
kendi kendilerinin intiharını planlamaya kadar varabiliyor..
O nedenledir ki,
sizin kıymetli zihinlerinizi cani planlarla işgal etmeden,
bu hamilelik mevzuusunu burada bitiriyorum..
***
Şimdi..
Burada sabah 9, akşam 19 işe gitme bir durumum olmadığından,
yarı hom ofis, yarı evimin kadını modundayım..
Sabah kalkıp akşam üzerine kadar
bilgisayarın başında işlerimi yaptıktan sonra tüm gün benim..
Hatta sabah kalkıp süslenip püslenme derdi olmadığından,
bazen saçlarımı bile taramadan
şöyle bir topuz yapıp,
süklüm püklüm işin başına oturabiliyorum..
Hatta bazen geceden tüm işleri bitirdiysem,
diğer tüm gün bile benim olabiliyor..
İşte..
Hem bu sebepten,
hem de araya kaynama yapabileceğim
anne veya kayınvalide olmadığından,
yemek işi de başa düşüyor haliylen..
Bir de asalak yavrucak adam gibi beslensin de
hayatımı idame ettirebilmek için
bana da vitamin kalsın diye ekstra çaba harcıyorum tabii..
Yani uzun lafın kısası, sık sık yemek yapıyorum buradayken..
Ancak oldum olası manuel rende kullanmamışımdır ben..
Varsa yoksa doğrangaç..
Hem pratik geliyor, hem de ellerde koku sorunu ortadan kalkıyor..
İşte..
Buradaki mutfağımdaki doğrangaçın üzerinde de:
“Handy Chopper Plus” yazıyor..
Geçen gün aleti ne zaman elime alsam,
şu şarkıyı mırıldandığımı fark edip koptum:
“he is a dirty old man,
nick the chopper
we're gonna kill you,
nick the chopper
struggle with branches,
nick the chopper”
Hayır..
İşin acaip yanı
ben bu şarkının sözlerini bildiğimi bile bilmezdim..
Yarabbiiimm..
Bana neler oluyor?!?!
İşte..
O zaman bu zaman, dilimde bir Barış Manço..
Barış Manço ile kalkıyorum,
onunla yatıyorum..
Adeta Barış Manço aş eriyorum..
Şarkılarını dinlerken de,
ne müthiş adammış demeden kendimi alamıyorum..
Allah rahmet eylesin,
toprağı bol olsun..
***
Heh..
Şimdilik bu kadar yeter..
Uzun oldu ama temiz oldu dünlük..
Özlemişim zira..
Eeee..
Hoştbulduk mu bari?
Bulduk valla :)
3 ay önce


