ÖN-HAMİŞ: Arkadaşlar.. Bu yazının yorumlarını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.. Zira yorum yapan kıymetli blogcu arkadaşlarımın hepsi annedir ve hepsi de "mutlu" çocuklar yetiştirmiştir..
Sevgili Dünlük,
Eskiden pazar günleri Ayşe Arman’ın röportajlarını okumazsam,
pazar keyifim eksik kalmış gibi gelirdi..
Seviyorum hatunun röportajlarını..
Hatta köşe yazılarından ne kadar haz etmiyorsam,
röportajlarını da o kadar seviyorum diyebilirim..
Son zamanlarda cumartesi günleri de,
kadınlar ve erkekler üzerine röportajlar yapmaya başladı ya,
ohhhh, kaymaklı ekmek kadayıfı oldu resmen..
Geçtiğimiz haftalarda Esin Acıman isimli bir hatun kişi konuğuydu kendisinin..
Okumuşsunuzdur büyük ihtimalle..
Başlık “her çocuk bir proje mi acaba?”..
Eğer okumadıysanız, tıklayıp,
okumanızı rica edeceğim sizden..
Okumayanlar ve okumaya üşenenler içinse,
kısaca özetlemek gerekirse:
Devir teknoloji devri..
Bilgiyi kullanma devri..
Rekabet devri..
Her çocuk bir proje..
Realite bu..
Çocukları bir proje olarak görmezsek,
başarısız olurlar,
ve başarısız olurlarsa da mutsuz olurlar..
Çünkü bu sistemde başarısızlık mutsuzluk demek..
Projeyi nasıl ele alırsanız,
sonucu da öyle olur..
Çocukları kapasitelerini zorlayacak şekilde yaratmak,
ve rekabete iyi hazırlamak lazım..
Mutlu olacakları şeyler bizler tarafından belirlenir,
ve eğer bunu da başarı olarak belirlersek,
o çocuk başarılı olmaya kilitlenir,
ve neticesinde de mutlu olur..
Ve işte bu kaçınılmaz son için bizim yapmamız gereken de,
koşulları kabullenşip,
uyum sağlamaktır..
Az sayıdaki tüyümün tiken tiken olması ve,
“yuuh.. höstt.. hadi leynn.. çüüşş..” efektleri eşliğinde,
burnumdan çıkan bir solukta bitirdiğimde röportajı,
tabiri caizse “kilitlendim” arkadaşlar..
Kanım çekildi, dondum, kaldım öyle bir süre..
Aklıma bir zamanlar okuduğum ütopyalardan bazısı geldi..
Asimov’un vakfı,
Ursula’nın ay’ı..
Sonra bazı bilimkurgu filimlerden sahneler..
Duygusuz robotlar,
Biyonikleşmiş insanlar,
Yeşilsiz dünyalar,
Otomasyon hayatlar..
Ancak gene de bunların içerisinde,
izlerken ve okurken bizleri mutlu eden,
duygulandıran sahneler..
Gözyaşı gibi..
Öpücük gibi..
Dostluk gibi..
Aşk gibi..
Kubrik’in sipeys odiysiysinde de durum böyleydi..
Şipilberg’in artifişıl intelicinsiysinde de öyle..
Asimov’un vakıf serisinde “insan” olabilmenin öneminin büyüklüğü de..
Ursula’nın mülksüzlerinde doktor şıvek’in dünya’daki hayal kırıklığı da..
Bu duygusuz kadını okurken,
sanki bir bilimkurgu romanından Aliye Rona fırlamış da,
“nıhahahah yaşasın kötülük” nidaları,
kulaklarımda çınlıyor gibi geldi..
Söylediklerinde doğruluk payının olması,
belki de canımı acıtan şeylerden en büyüğüydü..
Ancak canımın acımasından çok,
miğdemin bulantısı rahatsız etti beni..
Koşulları bu denli çabuk kabullenerek,
ona bu denli teslim olan ebeveynlerin varlığı..
Onların elinde bir proje olarak yetişen çocuklar..
Enerjilerini mevcut duruma karşı savaşmak yerine,
duruma uyum sağlamak için kullanan,
proje anne-babalar-çocuklar..
Sevişmek yerine, çiftleşen,
sevmek yerine öğreten,
mutluluk yerine hedef gösteren,
ve sonunda da,
hem hedef hem de mutsuz olan nesiller..
Biz de babayla bu leş gibi dünyaya çocuk getirmek için,
bir taraflarımızı kanatıyoruz dünlük ya..
Bu kadar akbabanın içinde,
ya bizimki minik bir serçe gibi kalırsa?
Peki ya o da o iğrenç akbabalardan olursa?????
3 ay önce



4 yorum:
Daha dün, kızımla konuşuyorduk.."Farkında mısın,şimdiki çizgi filimler ne kadar ürkütücü tipler ve şiddet dolu" dedi. O'nun küçüklüğü Şeker Kız Kendi, Marko, Haydi,Uçan Kaz seyrederek geçti.Bütün bunlarda sevgi vardı,insanlık vardı ve son derece sevimli çizimlerdi.
Şimdi çocuklara sunulanlar çok farklı. Aileler de farklı.Çocuklar devamlı başkalarının çocukları ile yarıştırılıyor.Aileler kendi yarışlarında çocukları koşturuyorlar.Hedef de, kendi hedefleri maalesef.O çocuk o yarış için hazır mı, istekli mi düşünmeden.
Şimdi yazıyı okuyacağım.Ama önce seni öpeceğim..Sevgiler
Sık sık geriye dönüp bakar olduk ..
Kaybettiklerimizi arar gibi ..
Çocuklar, kendileri için kendilerinden habersiz seçilmiş hedeflere kilitlenmişler ..
Nefes nefese bir yolculuk ..
Oysa hayatın en güzel, en sorumsuz hali çocukluk ..
Doya doya değil de..
Koşa koşa geçiyorlar o yoldan ..
şimdi..
varan iki..
diyorum..
ki..
ben deli ataletim ya..
bizim kliniğe de psikolog geliyo ya..
benim çocuksla ilgili konuşuyoruz onunla bazen..
ve o da.. bana sizin gibisini hiç görmedim diyor..
anneliğe değişik yaklaşıyorsunuz..
=P
yılar önce.. 18liği terapiye taşıdığımda..
terapist de onu değil beni terapiye aldığında..
=P
oluştu bu iş aslında..
dedi ki bana..
her çocuk bir duvardır..
ama kerpiç.. ama tuğla.. ama tahta..
sen anne olarak bir iki tuğlayı değiştirebilir..
ve biraz da sıva boya yapabilirsin..
ama kalanı..
çocuun kendinden..
ve ben de inandım buna..
duvara sormadan asla bi çivi bile çakmadım..
pek de iyi ettim..
ne projesi.. başarıya indeksli insan projesi mi??..
başarı nedir ayrıca??
her dönemim başarı kriteri değişirken..
zaman değiştikçe..
trendler çıkıyor ortaya ve herşey buna göre satışa çıkıyor
ama benim çocuks birer kişi satış malzemesi değil..
o yüzden ben onları
birer başarı sertifikası gibi boynuma asıp da övünmek amaçlı yetiştirmedim hiç..
ayakları üzerine basan mutlu ve keyifli bireyler olsun ..
başka derdim yoktur..
annem beni delirtirdi..
olacakları öngörüp engelleyerek..
oysa başkasının tecrübesi ile olmuyor..
ben de ille diretirdim..
ille de kendim düşeceğim.. sonra kalkacağım diye..
işte o yüzden..
sadece.. dedim ki..çocuksa..
ben buradayım..
her koşulda sizin için sonsuz kullanıma açığım..
ama siz beni ne kadar isterseniz o kadar kullanın..
ister yangın söndürücü yapın beni..
ister.. kullanım kitapçığı..
sus kadın ve sadece dinle deyin..
katip olup sadece kayda alayım..
ama dilediğinizde.. el atın yeter..
onlar beni eğittiler yol boyunca..
bizde başarı başkalarına benzemek olmadı..
biz oks birincisi olmadık..
ama..
çok eğlendik ve ..
kötü anı biriktirmedik..
bizden tubitak başkanı olmadı..
ama biz çok eğlendik.. anı topladık.. ve bir çok deneyim edindik..
isterlerse her istediklerini yapabileceklerini biliyorlar..
ve istediklerinde yapıyorlar..
birileri onlara dayattığında değil..
ben her çocuğun bir cevher..
her gencin bir mücevher olduğuna inanıyorum..
ne mutlu ki bu trendlerden uzak kaldım..
kaldık..
sen de öyle yapacaksın..
eminim..
he yalnız da kalmayacaklar.. çünkü başkalrı ile değil kendileri ile yarışmayı öğrendiler..
ezik de.. kalmayacaklar..
kalmadılar..
çünkü inandıkları ve gerekli olduğunu düşündükleri konuda.. prensip uğruna savaşabiliyorlar bi güzel
korkma sen..
hiç de yarışmadan yarışmayı..
hiç de bişey başarmadan.. zorunda kalmadan..
keyif almayı öğreniyorlar..
hatta aşıp..
öğretiyorlar..
örnekse..
her yıl türkçe ve edebiyattan .. büt'ye kalan 18lik..
okul adına kompozisyon yazması istenen kişi..
8 yıllık bale hayatına diploma kalmasına 2 ay kala.. kendi kararıyla.. prensip meselesinden veda eden çekirdek..
bale okulunun efsanesi..
eminim sen e kendi özgün eserini yetiştirirken..
en doğruyu içgüdünle bulup yapacaksın..
trend uğruna değil..
hem de..
sevgi ile..
ve bunlar bir iki kişi değil..
azınlıklar.. ama birbirlerini buluyorlar her yerde..
ve..
kendi farklarının farkındalar..
ve mutlular..
=)
akbabalarla da pek dalga geçmekteler.. =P
hepsi güzelde..
ataletin yorumu bi başka olmuş..
hakkaten böyle bu kadın:)
kendi düşüncelerime girmiyorum:)
Yorum Gönder